Sinop ve üç ünlü insan: Rıza Nur, Nihal Atsız, Sabahattin Ali

Rıza Nur (1879-1942) Sinoplu. Sinop'ta doğup büyümüş. Sinop Milletvekilliği yapmış. Şimdi doğduğu şehirde (Rıza Nur Kitaplığı) ile anılıyor. Nihal Atsız (1905-1975) Rıza Nur'un manevi evladı. Noterden düzenlenen (evlat edinme) senedine dayanarak (Rıza Nur Kütüphanesinin) kendisine verilmesi için Sinop Belediyesini dava etmiş. Sabahattin Ali'nin Sinop'la ilişkisi kendi arzusuyla olmamış. Konya cezaevinden (görülen lüzum üzerine) Sinop Cezaevine gönderilmiş.

Sinop'ta bulunduğum yıllarda Türk düşünce ve sanat dünyasında olay yaratan bu üç ünlü insanın Sinop'la olan ilişkilerinden kişiliklerini yansıtan çok ilginç belgelere tanık oldum. Hiçbir yorumda bulunmadan tanık olduğum olayları anlatacağım. Bu belgelerin ileride Rıza Nur, Nihal Atsız ve Sabahattin Ali'nin hayat hikayelerini yazacak araştırmacı ve yazarlara sağlıklı birer kaynak olacağı kanısındayım. Onun için bildiklerimin kişisel notlar olarak dosyamda kalmasına gönlüm razı olmadı.

Rıza Nur, 1924 yılında sağlık bakanı iken Sinop'ta zengin iki Rum kardeşe ait olan deniz kıyısındaki üç katlı bir yapıyı hazineden açık artırma ile satın alır. Bu yapıyı Sinop Belediyesine (Kütüphane) olarak vakfedeceğini söylediği için artırmaya kimse girmez ve yapı takdir edilen uygun bir fiyatla adına tescil edilir. Rıza nur 1926 yılında Atatürk ve Arkadaşlarıyla anlaşmazlığı düşerek siyasal hayattan çekilip Paris'e gider. Sinop Belediyesine vakfettiği (Kütüphaneye) çok önem verir. Paris Şehbenderliğinde düzenlediği 29.12.1927 tarihli (tesis senedi) ile Sinop'ta yine hazineden aldığı Rumlara ait Nisi Köyü Çiftliği ve bir arsayı kütüphanenin bakım ve giderlerine karşılık olarak vakfeder. Vakfiyede en önemli koşul, ölümünden sonra kitaplarının yayınlanmasıdır. Bu dileğini şöyle belirtir:

(.... Ancak şunu pek ziyade arzedeyim ki henüz bastıramadığım ve yıllarca mesai ve müthiş mahrumiyetler, zahmetler ile vücuda getirdiğim bir çok eserlerimi hayatımda bastıramadan vefat edersem müdür çiftliğin varidatı ile herşeye tercüman olan bu eserlerimi bastırsın. Ben bu kütüphaneye ve çiftliğe zevk ve sefadan kendimi mahrum ederek ve muktesidane yaşayarak vücuda getirdiğim hemen bütün servetimi ve hasıl ömrümü verdim. Yıllar ile hayatım bunlara hasredilmiş oldu. Çok emek ettim, zahmet çektim ve yoruldum. Bu kitaplarımın tab'ı en büyük emelimdir.) (Paris, 29.12.1927 )

Rıza Nur Atatürk'ün ölümünden sonra yurda döndüğünde (1938) Nihal Atsız'ı manevi evlat edinir. İstanbul 6'ncı Noterliği'nde düzenlenen 24.5.1940 tarihli (evlat edinme senedinde) aynen şöyle yazılıdır:

(İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 17.5.1940 tarihli kararıyla Dr. Rıza Nur, Boğaziçi Edebiyat Öğretmeni Hüseyin Nihal Atsız'ı evlat edinmiştir.

Rıza Nur: Nihal Atsız'ın vefatından sonra kendisine kalacak olan servetimi münhasıran ilmi, edebi ve siyasi Türkçülüğe sarf etmesini ve bu meyanda her şeyden evvel basılmamış eserlerimi bastırıp neşretmesini şart koşar.

Nihal Atsız: Dr. Rıza Nur'un evlatlığını sözü geçen ilamda yazılı olduğu üzere bütün mirasını Türkçülüğe sarf etmeyi ve eserlerini bastırmayı taahhüt eylerim.)

Yukarıya bir kısmını aldığımız (vakıf ve evlat edinme senedine) rağmen Rıza Nur'un 8.9.1942'de ölümü üzerine manevi evladı Nihal Atsız Kütüphane, arsa ve çiftliğe ait vakıf, tesis v.b. işlemlerinin iptali için Sinop Belediyesi Milli Eğitim Müdürlüğü ve Vakıflar İdaresi aleyhine dava açmıştır. Nihal Atsız Sinop Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği 29.9.1949 tarihli dava dilekçesinde Dr. Rıza Nur'un mirascısı olması sebebiyle halen Sinop Belediyesi ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilen Rıza Nur Kütüphanesi, Nisi Köyü Çiftliği ve arsaya ait vakıf ve tesis senedinin iptal edilerek adına tescil edilmesini istemiştir. Sinop Asliye Hukuk Mahkemesi yapılan duruşma sonunda:

(Dr. Rıza Nur'un kendi adıyla anılan Kütüphaneyi 1924 yılında hukuk kurallarına uygun olarak Sinop Belediyesine vakfettiğini, bu tarihte davacı Nihal Atsız'ın mirascılık sıfatının bulunmadığı, kaldı ki Nihal Atsız'ın Rıza Nur'un vakıf ve evlat edinme şartını yerine getirmediği...) gerekçesiyle Nihal atsız tarafından açılan davanın reddine karar vermiştir. (18.9.1950 tarih, 949/428 esas, 950/237 sayılı karar) Sinop Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı Nihal Atsız'ın avukatları tarafından temyiz edilmişse de Yargıtay'ın 22.6.1951 tarih ve 9930/3403 sayılı onama kararı ile adı geçen mahkeme kararı kesinlik kazanmıştır.

Sinop ve çevresinde zengin bir kitaplık olarak bilinen (Rıza Nur Kütüphanesi) halen Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilmekte ve çevreye sanat- kültür yönünden büyük faydalar sağlamaktadır.

Rıza Nur gerek (Hayat ve Hatıratında), gerekse (vakıf ve evlatlık senedinde) en büyük arzusunun Rıza Nur adıyla anılacak Kütüphanesinin gelecek nesillere faydalı olmak amacıyla yaşaması ve Türkçülükle ilgili kitaplarının ölümünden sonra basılması olduğunu tekrar tekrar belirttiği halde maddi ve manevi mirasçısı ve Türkiye'de (Türkçülük akımının) öncüsü olarak bilinen Nihal Atsız'ın Rıza Nur'un ölümü üzerine Sinop halkına bağışlanan Kütüphanede hak iddia ederek dava açması ibret verici bir olaydır. Bu dosyayı, ilgili davayı, Sinop Belediyesi adına takip eden bir avukat arkadaşın hatırlatması üzerine buldum. Nihal Atsız, anlatılan dava dışında Sinop'a uğramamış. Rıza nur da Sinop'a geldiğinde pek dışarı çıkmazmış. Doktor olarak halkla bir ilişkisi olmamış. Bütün günü Kütüphanedeki çalışma odasında geçermiş. 1924-1926 yılları arasında Rıza Nur Kütüphanesinde odacı olarak çalışan Mustafa Aygan (Sinop 1899, namı diğer Kabadayı Mustafa ) bana şunları anlattı:

(Ben Cumhuriyetin ilanından sonra, Rıza Nur Kütüphanesine odacı olarak girmiştim. Kütüphanenin şimdiki çocuk kitaplığı kısmı Rıza Nur Bey'e ayrılmıştı. Ankara'dan geldiğinde eşi ile birlikte burada kalırdı. Ben hem Kütüphanenin işlerine hem de Rıza Nur Bey'in özel hizmetlerine bakıyordum. Rıza Nur Bey, Ankara'dan Sinop'a geldiğinde doğru Kütüphanedeki odasına çekilir, yazmak ve okumakla meşgul olurdu. Kendisine geleni gideni olmazdı. O da halkla pek temas etmezdi. Doktor denir ama doktorluk da yapmazdı. Bir gün beni yanına çağırdı, kendi namına zürradan tütün almak için bana vekalet vereceğini söyledi. Katibi Adil'i Kütüphaneye davet etti. Bana 22.000 liralık tütün almamı söyledi. O zaman için 22 bin lira büyük para idi. Ben, bana verdiği talimat üzerine, köylüden parça parça 22.000 liralık tütün aldım. Parayı o zaman Sinop'ta Orman Müdürü olan Rıza Nur Bey'in kardeşi Şükrü Bey ödedi. Şükrü Bey, memur olduğu için ticaretle uğraşması memnun olduğundan zürraya karşı alıcı ben görünüyordum. Sonra bu tütünler balyalarla İstanbul'a sevk edildi. - Dr. Rıza Nur Bey'in halkla ilişkileri nasıldı, etrafına yardım eder miydi.? - Dışarıya pek çıkmazdı. Eli biraz sıkıydı. Etrafına yardıma gelince, mesela ben o zaman küçük bir odacı idim. Ona 22 bin liralık tütün aldım. O zaman ben ayda 19 lira maaş alıyordum. Bana bu hizmetime karşılık bir kat elbise bile almadı.)

Sinop'tan geçen üçüncü insan Sabahattin Ali. (1907-1949) 1933 yılının kışında Konya'dan Sinop Cezaevi'ne gönderilmiş ve 29 Ekim 1933'te çıkan genel afla Sinop'tan ayrılmış. Sabahattin Ali'nin, Sinop Cezevi'ndeki günlerini bir koğuş arkadaşının ağzından Soyut Dergisi'ne yazmıştım. (Soyut, Ocak, 1976 ) Sinop Cezaevi'nde kaldığı süre içinde koğuş arkadaşlarına (el sanatlarını) geliştirmeleri için, yardımcı olmuş. Modeller getirtmiş, hükümlülerin yaptıkları sigaralık, kotra, dikiş kutusu, tavla, ağızlık gibi tahta oyma el işlerine Mersin'de, Ankara'da pazarlar aramış. Bugün, Sinop'ta turistik eşya olarak aranan el işlerinin gelişip yerleşmesinde, Sabahattin Ali' nin de bir katkısı olmuş. Halk, bunu 1933- 1938 yılları arasında Sinop Cezaevi'nde yatan (siyasilerin) Sinop'a bir yadigarı olarak biliyor.

Sabahattin ali, Sinop Cezaevi'nde kaldığı 8-9 ay gibi kısa bir sürede, hikayeleri için büyük bir birikim yapmış. Bir kısmını Sinop Cezaevi'nde iken yazmış (Kazlar, Bir firar gibi), bir kısmını çıktıktan sonra. (Katil Osman, Duvar, Çaydanlık gibi) Bir de (Hapishane şiirleri), cezaevinin eski surlarına yaslanıp, dışarıda surlara vuran, göremediği denizi dinlerken:

Dışarıda deli dalgalar


Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma.

Görmezsen bile denizi
Yukarıya çevir gözünü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma.

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül aldırma.

Bir şehir ve üç insan. Şimdi üçü de dünyada değil. İlk ikisi, Türkiye'de Türkçülük- Milliyetçilik akımının öncüsü olmuş veya öyle bilinmiş. Üçüncüsü,solcu bir yazar. Nihal Atsız'ın, Atatürk'ü hicveden şiir yazdı diye, devrin Başbakanı Saraçoğlu Şükrü'ye açık mektupla jurnal ettiği, (vatan haini) dediği bir yazar. Şimdi manevi babası, Türkçü-Milliyetçi Rıza Nur'un Atatürk'e küfreden (Hayat ve Hatıratım) adlı kaçak kitabının, Anadolu'da el altından dolaştırıldığını bilse ne derdi ? Nihal Atsız Türkçü- Milliyetçi bilinen bir yazar. Manevi babası Dr. Rıza Nur'un doğduğu Sinop şehrine armağan ettiği (Rıza Nur Kütüphanesi) nin, Sinop halkının elinden alınarak arsası ve binasıyla birlikte kendisine verilmesi için Sinop Belediyesini dava etmiş. Sabahattin Ali de, Nihal Atsız'ın (vatan haini) dediği bir yazar. Sinop Cezaevi'nde kaldığı süre içinde, hükümlülere dışarıda emekleriyle geçinebilmeleri için bir sanat öğrensinler diye, çaba harcamış, sonra gaz sandıkları üstünde, ışığında Türk edebiyatına Sinop insanını, hapisteki Türk insanını anlatan şiirler, hikayeler armağan etmiş. Hapisteki bir insan bulunduğu bir şehre başka nasıl yararlı olabilirdi ?

Kaynak: Soyut Aylık Edebiyat Dergisi 99 Ocak, 1977

Comments